| "İnsan ancak çalıştığına erişir. Onun çalışması şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı noksansız verilecektir" (Necm, 39, 40, 41) |
Necip Fazıl
KISAKÜREK _ Elimden doğruca, güzelce, iyice bir
yazı mı çıkıyor? İğreniyorum! Hâlâ bu memlekette doğru, güzel ve iyi
olanı savunma gayretimden, bu gayretin boşluğunu anlayamamak
enayiliğinden iğreniyorum!.Olanlar
ortadayken, hep bugünü yarına erteleyici ve gelmeyecek bir istikbale
ısmarlayıcı "cek" ve "cak" edatlarından iğreniyorum!.(Perikles) gibi
(Attik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi tamam
cemiyetinde, (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der :"Meğer
bütün bir ömür katırlara saman yerine çiçek sunmuşum!"... Ben de
aynı meraret duygusuyla güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı
anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum!.Dudaklarla
kalbler arasındaki mesafeden, her akşam başına yorganı çeker çekmez
uyuyuveren nefs muhasebesi yoksunu eyyamgüder politikacıdan, tecrit
kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip
çıkan marka müslümanlarından iğreniyorum! Gördüğü şeyi nasıl
görebildiğini izahtan âcizken gözüyle görmediği için Allahı inkar
eden maddeciden iğreniyorum!.Posayı cevher
sanan kabuk milliyetçisinden, çile çekmeden olmaya bakan ezberci
medeniyetçiden, hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle ateşe
atmayı inkilâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan,
kapılanlardan iğreniyorum!
Hâsılı, dil adına dilden, ev adına
elden, vatan adına vatandan ve köy, köylü, şehir, şehirli, gazete,
dergi, kitap, mektep, talebe, muallim, polis, memur, kanun, nizam,
kadın, erkek, dost, ahbap ne varsa bunların gerçekleri adına
hepsinden iğreniyorum!.Ötesi var
mı?...Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu
sıkamayan insandan, Allahın Kur'anda "belhüm adal-Hayvandan aşağı"
diye andığı iki ayaklılardan iğreniyorum! (17 Mart
1980) |
AHMED ŞAHİN : Allah dostları Ramazanları
nasıl geçirirlerdi?= Ramazan mübarek bir ay.
Mübarekliğini daha çok hissetmek için mübareklerin yaşadığı
gibi yaşamak, onlar gibi bu ayın kıymetini bilmek
gerekiyor.
Bunun en güzel yolunu
da hiç şüphesiz Efendimiz (sas) ve O’nu yakından takip eden
Allah ve Resulullah dostları bize gösteriyor. Bunlar da tabii
ki bir araştırma ve gayret istiyor. Cenab-ı Hakk’ın araştırma
vakti ve kabiliyeti verdiği insanların vazifesi de bu
güzellikleri araştırarak toplumun istifadesine sunmaktır.
Elime böyle güzel bir çalışma geçti, bu çalışmadaki
güzellikleri sizlerle paylaşmak istedim. Kendisini yakından
tanıdığımız kıymetli mesai arkadaşım Abdulkadir Süphandağı’nın
yaptığı çalışmanın ismi “Allah Dostlarının Ramazan
Hatıraları”. Timaş Yayınları arasında çıkan bu çalışmada başta
Efendimiz olmak üzere Asr-ı Saadet’ten, çağımızı asrı saadet
yapan günümüz büyüklerine kadar Allah dostlarının Ramazan
hatıralarına yer veriliyor. Kitapta başta Efendimiz (sas)’in
Ramazan’ı anlatılıyor. Ardından sahabe-i güzin efendilerimizin
Ramazanları. Ardından mezhep imamları, Abdülkadir Geylani,
Mevlânâ gibi Allah dostlarının Ramazanları ele alınıyor. Son
olarak da asrımızda yaşamış ve birçok hizmetleri bulunan Allah
dostlarının Ramazanları işleniyor. Onlardan bazılarını şöyle
sıralayabiliriz: Bediüzzaman
Hazretleri, Muhammed Raşid Erol Hazretleri, Süleyman Hilmi
Tunahan Hazretleri, Prof. Dr. Esad Coşan Hazretleri, Alvarlı
Efe Hazretleri, Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri, muhterem hocam Gönenli Mehmed Efendi Hazretleri. Şimdi sizi
daha fazla meraklandırmadan kitaptan bir bölümle karşı karşıya
bırakıyoruz.
Bediüzzaman Hazretleri: Bediüzzaman Hazretleri’nin
talebelerinden Mehmet Fırıncı ağabey, Üstad Hazretleri’nin her
dakikası bire bin verebilen bir ayda ibadetsiz bir zaman
boşluğu bırakmak istemediğini belirterek şu ifadeleri
kullanıyor: “Onun için iftardan sonra zaten akşamla yatsı
arası kendisinin her zaman normal olarak evrad vaktidir ve
sahura kadar sürer. İmsak vakti girer girmez hemen sabah
namazını kılar, kendisine has tesbihatını yaptıktan sonra
kuşluğa kadar istirahata çekilirdi. Ondan sonra kalkar, gene
Nur dersleri ve evrad u ezkâr ile meşgul olurdu. Üstad
Hazretleri geceleri çok parlak ışıkta evrad ve ezkâra devam
ederdi. Loşluktan hoşlanmadığını görürdüm.” Yine Üstad
Hazretleri’nin talebelerinden rahmetli Bayram Yüksel de
Necmeddin Şahiner’in ‘Son Şahitler’ isimli kitabında Üstad’ın
Ramazan’ı ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Üstadımız,
Ramazan’ın on beşinden sonra kendisi yatmazdı, bizi de
yatırmazdı. Hattâ çoğu gece kontrol ederdi. Eğer uyurken
yakalarsa, bize su döker, uyandırırdı. Bizleri uyumamaya
alıştırırdı.”
Muhammed Raşid Erol Hazretleri : Bütün Allah dostları gibi Muhammed Raşid
Hazretleri de hayatının bütününde Server-i Kâinat’ı rehber
edinerek ona göre bir hayat yaşardı. On bir ayın sultanı olan
Ramazan-ı şerife Receb-i şeriften hazırlanırlardı. Evlerinde
olsun, camide olsun sürekli hûşu içinde dua ve zikir yaparak
sevenlerine bu şekilde örnek oluyordu. Ramazan ayına daha çok
ehemmiyet verirlerdi, devamlı aile fertlerine bu ayı ibadetle
geçirmeyi, Kur’an-ı Kerim okumayı tavsiye ederlerdi.
Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri: Üç ayların fazilet ve bereketini ve
bu üç aylarda birbirini takip eden mübarek gecelerin
kudsiyetini ve Müslümanların bu günlerde manevi kazanç
sağlamaları bakımından önemini halka anlatmak için İstanbul’un
selatin camilerinin kürsülerinden yaptığı vaaz ü nasihatlerle
yetinmeyen Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, talebelerini
seferber ederek, yol paralarını da kendi cebinden vererek
İstanbul’un dışına, kaza ve köylerine göndermek suretiyle akıl
almaz zorluklarla elde edilen vaaz müsaadeleriyle vaaz
ettirirmiş.
Abdülhakim Arvasi
Hazretleri:
Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri, 11 ayın sultanına
Receb-i şeriften hazırlanırlardı. Her ne kadar hilali
gözleseler de mübarek ayın girdiğini kokusundan anlarlardı.
Ramazan ayını büyük bir fırsat bilir, direkler arasında vakit
geçirenlere çok şaşarlardı. Hatta ona göre insanlar bir ay
boyunca kalabalık yerlerden kaçmalı, fikrini zikrini
bozmamalı, evlerinde oturup hûşu içinde dua ve zikir
yapmalıydı.
Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri: Mehmed Zâhid Efendi; güler yüzlü, sevimli bir zâttı. Mütevâzî, azîm sâhibi, hiç kimsenin gönlünü kırmamaya önem verirdi. Tanıdığına, tanımadığına selâm verir, güler yüz gösterir, gönüllerini alırdı. Hâfızası kuvvetli, konuşması samîmî idi. Çoğu zaman halk telaffuzu ile konuşur, karşısındakine konuşma fırsatı verirdi. Kimseden doğrudan doğruya bir şeyi istemez, kapalı sözlerle ifâde ederdi. Anlaşılmazsa sabrederdi. Hiçbir zaman şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ve makâmını büyük bir mahâret ve tevâzû ile gizlerdi. Gece ve sabah ibâdetlerine riâyet eder, talebelerini de buna teşvik ederdi. |
|