Hiçbir şeyi gizleyemezsiniz (echelon ve promis) !!!
Bilgisayarınız internete bağlı değilken bile nasıl izlenir, cep telefonları nasıl takip edilir, mail kutuları nasıl kontrolden geçirilir. İşte kanınızı donduracak teknolojiler: Echelon ve Promis
* ABD, İsrail, İngiltere dünyadaki tüm haberleşmeleri denetliyor. Echelon ve Promis sistemiyle bilgisayar, telefon, ve internette her yaptığınızı izliyorlar
* Türkiye dahil birçok ülkeye, eski teknolojili Promis satıldı. Arka kapılar yoluyla bu ülkelerin istihbaratındaki tüm bilgiler Amerika'nın eline geçti
* Bin Ladin'i bulmak istemiyorlar. Red Kit de her seferinde Daltonları yakalar ama asla öldürmez. Çünkü sonraki maceralarda Daltonlara ihtiyacı vardır.
Radikal'den Neşe Düzel'in Uğur Dolgun'la yaptığı röportaj:
NEDEN? Uğur Dolgun
Hayatta her şeyin bir artısı ve eksisi var. Bir yandan hızlı teknolojik gelişmeler, bilgisayarlar, uydular, cep telefonları, internet, e-mail hayatımızı kolaylaştırırken, bir yandan da bu sistemler yüzünden büyük bir gözetim ağının denetimi içine giriyoruz. Yazdığımız her kelime, neredeyse yaptığımız her hareket, her konuşmamız, hatta alışverişlerimiz, sağlık kayıtlarımız, devletlerin ve bazı şirketlerin özel arşivlerinde birikiyor. İstedikleri anda bütün hayatımız, kişiliğimiz, ilişkilerimiz hakkındaki en mahrem bilgileri bile ortaya çıkarıyorlar. Özellikle son yıllarda dünyayı saran terör korkusu, devletlerin hem birbirlerini hem de bütün insanları izlemelerini meşrulaştırdı. Türkiye'de de yürürlüğe girecek yeni Terörle Mücadele Yasası bu büyük gözaltıyı daha da genişletip meşrulaştıracak. Bir anlamda herkesi, mahremiyetine girilmiş bir halde çırılçıplak bırakan bu elektronik gözetimin ne boyutlara ulaştığını, nasıl yapıldığını, 'Enformasyon Toplumundan Gözetim Toplumuna' ve 'İşte Büyük Birader' kitaplarını yazan Çanakkale 18 Mart Üniversitesi öğretim üyesi Yard. Doç. Uğur Dolgun'la konuştuk.
Kitabınızda anlattığınıza göre bizi özgürleştiren bütün o aletler, bilgisayarlar, e-mailler, cep telefonları aynı zamanda bizi büyük bir denetimin içine sokuyor. Gerçekten her haberleşmemiz anında kayıtlara geçiyor mu?
Evet her türlü haberleşme anında kayıtlara geçiyor. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra bütün dünyada özgürlüklerin teröristlere çok fazla imkân tanıdığı görüşünden hareketle çeşitli anti terör yasaları çıkarıldı ve kişilerin sürekli izlenmelerinin yolu daha da açıldı. Mesela Amerika'da, internet üzerinden yapılan her türlü yazışmanın, e-mail'lerin bir yıl süreyle saklanması kanunen zorunlu kılındı. Ayrıca cep telefonlarıyla yapılan mesajlaşmalara da istenildiği anda ulaşılıyor. Çünkü bu yazışmalar da cep telefonu hizmeti veren şirketlerce saklanıyor.
Kişi o anda internete bağlı değilse bile bilgisayarında yaptıkları ve yazdıkları da izlenebiliyor mu?
Tabii. Bilgisayarlarda 'arka kapılar', denilen teknolojik olarak zayıf bırakılmış sistemler var. Siz bir kez internete girdiğinizde, Windows sistemi otomatik olarak çalışıyor ve bu arka kapılar yoluyla bilgisayarınızı ele geçiriyor. Siz ondan sonra bir daha internete girmeseniz bile bilgisayarınızda tüm yazdıklarınız izlenebiliyor. Aynı şey cep telefonları için de geçerli. Dinlenmeyi engellemenin tek yolu pili ayırmak.
Cep telefonları sinyal yaydığı için bu anlaşılabilir ama bilgisayarlar sinyal yaymıyor ki, internete bağlı olmadıklarında izlenebilsinler. Bu nasıl mümkün oluyor?
İzlenmeniz için internete bir kez girmiş olmanız yeterli. Bu bağlantı, bilgisayarınızı, diyelim ki bir istihbarat servisinin sistemiyle entegre hale getiriyor. Arka kapılar yoluyla bilgisayarınız sistem tarafından ele geçiriliyor ve kendi uygulamalarını bilgisayarınıza kuruyor. Sonrasını da artık uydular aracılığıyla hallediyor. Mahremiyetinizi korumanın tek yolu çift bilgisayara sahip olmanız ve internete hiç bağlanmadığınız bilgisayarınızda özel yazılarınızı yazmanız. Rusya, Çin, Fransa, Almanya Microsoft'u devlet dairelerinde ve orduda yasakladı. Başka sistem kullanacaklar. Devletler kendilerini böyle savunuyor ama vatandaşlar bu kez de Windows yerine başka bir sistemle gözetlenecekler.
Yeryüzünde milyarlarca cep telefonu, 1 milyar kadar da internet kullanıcısı var. Bütün bu bilgiler nasıl kaydedilip izlenebiliyor?
Amerika'nın dünyanın en gelişmiş istihbarat örgütü olan NSA diye bir ulusal güvenlik ajansı var. Yabancı diplomatları ve askeri ataşeleri dinlemek için kurulmuştu ama NSA bugün yeryüzünde telefon, faks, bilgisayar, internet dahil her türlü yazışmayı ve konuşmayı izliyor. İsterse sizi de, beni de dinleyebilir. Bunun için Promis ve Echelon sistemlerini kullanıyor. Bu sistemler her gün uydulara 50'den fazla anahtar kelime, kavram yüklüyor. İçinde bu kelimelerin geçtiği her türlü konuşma otomatik olarak izlenmeye alınıyor. Sonra insansı yargılar yapabilen akıllı bilgisayar sistemleri devreye giriyor ve bu konuşmaları ayıklıyor. Önemsiz görülenler imha ediliyor. En önemliler analizciler tarafından raporlaştırılıp ilgililere sunuluyor. NSA'da her gün 40 ton evrak atılıyor.
Dünyanın bütün istihbarat örgütleri, dünyadaki bütün haberleşmeleri kontrol ediyorlar mı?
Amerika, İngiltere ve İsrail kontrol ediyor. Çünkü uydularla bilgisayarları birlikte kullanan Promis ve Echelon sistemini yaratanlar onlar. Diğer ülkelerin istihbarat örgütleri ellerindeki teknoloji yeterli olmadığı için dünyadaki bütün haberleşmeleri kontrol edemiyor. Öcalan'ın cep telefonuyla konuşurken yakalanması bu sistemlerin kullanılmasına örnektir. Echelon ve Promis'te kişinin konuşmasını uyduya yüklüyorsunuz. Sonra uydular konuşmaları uzaydan alıyor ve bilgisayara gönderiyor. Bilgisayar da kişinin koordinatlarını saptıyor. Öcalan'ın da konuşması uyduya yüklendi. Sonra sadece telefonla konuşması beklendi. Konuştuğu anda, sistem ses tanımını yaptı ve Öcalan'ın yeri milimetrik saptandı. Dudayev de böyle yakalandı. Rusya Çeçen lideri yakalayamıyordu. ABD, onun yerini cep telefonuyla konuşurken belirledi ve Dudayev telefonla konuşurken füzeyle öldürüldü.
Promis ve Echolon programlarını birlikte geliştiren MOSSAD ile Amerikan ulusal güvenlik ajansı NSA, bu programları dünyanın diğer istihbarat örgütlerine de satmışlar.
Bizim istihbarat örgütünde de var mı bu programlar?
Evet var. Rusya, Japonya, Almanya, Türkiye dahil bütün ülkelere, bu programların eski teknolojisi satıldı. Arka kapılarla da bu ülkelerin istihbarat örgütlerindeki bütün bilgiler Amerika'nın eline geçti. Amerika, bu yolla diğer ülkelerin istihbarat örgütlerini izledi. O ülkelerin planlarını, komşu devletlerle ilişkilerini, yöneticilerin konuşmalarını gözetledi. Amerika ve İsrail, yarattıkları bu programlarla bütün dünyayı izleyebiliyorlar.
Bunlar engellenemiyor mu?
Bunu engelleyecek bir program bulursunuz ama sizin şifreleme programınız şifre kırıcılar tarafından her zaman aşılır. Uydular var olduğundan beri her şey, her kişi çok rahat kontrol ediliyor. Çünkü her türlü yazışma ve doküman artık bilgisayarlarda bulunuyor. Bilgisayarların uydularla korelasyonu olduğu için elektronik ortamda her kişi, her ülke artık kontrol edilebiliyor. Ülkeler sistemlerini değiştirseler bile girilemeyecek bir sistem yok. Pentagon'un sitesine bile girildi.
E-mail'lere dönelim. Gönderdiğimiz bütün e-mail'lerin kayıtları bir yerlerde saklı mı?
Tabii ki. Dünyada internet üzerinden yapılan tüm yazışmalar, e-mail'ler Amerika'da 'root server' denilen 13 tane kök bilgisayardan geçiyor. Tüm interneti Amerika'daki bu 13 kök bilgisayar yönetiyor. Ayrıca Amerika, 11 Eylül'den sonra getirdiği antiterör yasalarıyla, tüm internet servis sağlayıcılarının kendilerindeki yazışmaları bir yıl süreyle saklamalarını ve istendiği takdirde bunları Emniyet ve istihbarat örgütlerine vermelerini zorunlu kıldı. Yani, bilgisayar üzerinden yapılan her haberleşme kayıtlara geçiyor ve mahremiyetine bakılmaksızın istenildiğinde de aleyhinize kullanılıyor. Mesela Türkiye'de de internete servis sağlayıcılar üzerinden bağlanıyorsunuz. Ne kadar süreyle olduğu bilinmiyor ama bütün yazışmalar ve e-mailler bunlarda saklı. Hatırlarsınız, üç yıl önce Doğu Perinçek, eski AB Türkiye temsilcisi Karen Fogg'un bazı gazetecilerle yazışmalarını deşifre etmişti. Şunu da söylemek lazım. Eğer kişi e-mail'lerini özel olarak şifrelemiyorsa...
Ne olur?
Biraz bilgisayar ve internetle uğraşan biri bile, bilgisayar yazılımı okuyan üniversite üçüncü sınıf öğrencisi bile bir başkasının e-mail'lerine girebilir. Bu, yapılan bir şey. İnsanların mahremiyetine girmek çok basitleşti. Kişilerin ve şirketlerin mahremiyetine, ülkelerin bilgilerine kolayca tecavüz ediliyor. Türkiye'de bazı şirketler var.
Ne şirketleri bunlar?
Sizin adınıza rakip şirketin bilgisayarlarına giriyor ve size bilgileri veriyor. Şirketler için olduğu gibi, kişiler hakkında da böyle bilgi edinebilirsiniz. Günümüz bilgi toplumunun en büyük sorunu kişilerin mahremiyetine ve özgürlüklerine yönelik tecavüzlerdir. Bu tecavüzü de istihbarat örgütleri, özel şirketler veya kişiler yapar. Geçenlerde internette bir ilan vardı. Bir Türk şirketi 'Bilgi bankamda 800 bin kişinin mail adresleri var, bunları satıyorum' diyordu. İstanbul'da bu işi yapan 17 şirket var. İnternette kişiler hangi siteleri geziyor. Nerelerde surf yapıyor, internetten ne satın alıyor artık bu bilgiler de kişi profilleri halinde çıkarılmaya başlandı. Böylece sizin internette yaptığınız her işlem, ziyaret ettiğiniz siteye kadar her şey bazı servis sağlayıcılarca gözetleniyor.
Hangi amaçla gözetleniyor?
Bu bilgiyi ister istihbarat servislerine sağlarsınız, ister büyük şirketlere pazarlarsınız. Mahremiyetler ve bireysel özgürlükler elektronik gözetimle ortadan kalkıyor. Ticari yaşam ve sanayi dünyası istihbarat oyununun bir alanı haline geliyor. Amerika'da 11 Eylül'den sonra çıkarılan antiterör yasaları şu gerekçeye dayandırılmıştı. 'Şimdi savaş durumu var. Kişisel özgürlüklerden, mahremiyetlerden savaş koşullarına özgü olarak taviz verilebilir' denildi ve totaliter rejime dönük uygulamalar gündeme geldi. İngiltere'de de terör kanunları yürürlüğe girdi.
Türkiye'de de yeni bir terörle mücadele kanunu çıkarılıyor.
Dünyanın her yerinde aynı. İnsanlar terör korkusuyla öyle bir paranoya ortamına girdiler ki, gözetlenmeye razı oldular. Bunun hukuki altyapısı antiterör yasalarıyla oluşturuluyor işte. Zaten Huxley, Orwell gibi kara ütopyacıların söylediği de buydu. Terör insanlarda öyle korku yaratacak ki, insanlar güvenlik kaygısıyla gözetlenmeyi sonunda olağan karşılayacak ve totaliter sistemlere kayılacak. Bugün dünyanın en fazla kamerayla donatılmış ülkesi İngiltere. Londra'da bir yabancı 'olağan şüpheli' sayılarak, günde ortalama 300 kez kameraya alınıyor.
Amerika'da e-mail'lerin bir yıl saklandığını söylediniz. Türkiye'de e-mail'ler nasıl saklanıyor?
Türkiye'de bu konuda bir yasa yok ama sabit veya cep, telefonların hepsi kaydediliyor ve bütün bu kayıtlar saklanıyor. Bir siyasi parti cep telefonu konuşmalarına dayanılarak kapatılmak istenmişti hatırlarsanız. Türkiye'de elektronik gözetim gittikçe yoğunlaşıyor. EMASYA diye bir uygulama var. Artık her şehirdeki askeri karargâhta istihbarat birimi kuruluyor. Ayrıca Emniyet'in, MİT'in, askeriyenin ve jandarmanın da istihbarat birimleri var. Öte yandan derin devlet boyutuna giren bazı özel istihbarat birimleri de var.
Teknolojik ürünlerden yararlanan herkes büyük bir denetim ağının içinde mi bu durumda?
Eğer teknolojiyi kullanıyorsanız, gözetimin pençesindesiniz. Devletin, istihbarat örgütlerinin, derin devletin, illegal birimlerin, özel şirketlerin, tüketici profili üzerine çalışan pazarlama şirketlerinin sürekli gözetimi altındasınız. Olay bu kadar net. Türkiye'nin her zaman çeşitli korkuları vardır. Bu korkular yüzünden bu ülkede belli gruplar, kişiler sürekli izleniyor ve her yaptıkları rapor....
Bütün e-mail'lerimiz istenirse okunuyor
ABD'nin bir numaralı bilgisayar güvenlik şirketi Hacker Safe'in Türkiye Temsilcisi İnan Taptık çok önemli uyarıda bulundu.
* Siz, dünyanın en önemli bilgisayar güvenlik firmalarından birinin temsilcisisiniz; e-mail'lerinizin okunmaması için siz nasıl tedbir alıyorsunuz?
Ben okunduğunu biliyorum, onun için hiçbir şey yapmıyorum. Yazdığınız e-mail'in sadece siz ve gönderdiğiniz kişi tarafından okunması diye bir şey yok. Bütün e-mailler istenirse okunabilir. MSN'deki yazışmalar dahil...
* Sıradan bir vatandaşın e-mail'ini kim okur ki?
Okumaz, ama bir kopyasını saklar.
* Kim?
ABD.
* "Her işin altından ABD çıkar" diye mi, yoksa gerçekten ABD mi?
Gerçekten ABD. Çünkü dünyanın internet yapısına sahip olan ülkesi ABD. İnternetin doğduğu topraklar orası. Bu işi 1970'lerde çözdüler. Bütün standardı belirleyen de ABD.
* Avrupa?
Avrupa bu durumun farkına varıp, kendi internet omurgasına sahip çıktı. Devlet kurumlarının port'larını, IP'lerini kesinlikle dinlettirmiyor. Bunu vatandaşlarının, şirketlerinin kullandığı internet ortamına yaymaya çalışıyor.
* Onlar ABD'den kaçabildi yani?
Bir yere kadar. Çünkü bir Avrupalı Yahoo'ya ya da Gmail adresine e-mail attığı zaman yine yakalanıyor. Ne de olsa bu adreslerin hepsinin ana server'ı, hostingi ABD'de. Asıl posta kutusu orası.
* Peki ABD bu kadar bilgiyi ne yapıyor?
Aradıkları bazı belli kelimeler var. O yüzden sürekli tarama yapıyorlar. Mesela bir elektronik postanın içinde "El Kaide" kelimesi geçiyorsa o posta taramaya takılıyor. Taramadan kaçmak isteyenler kripto yöntemini kullanıyor, ama o da çözüm değil. Çünkü tarama sırasında ardışık kelime düzeneklerine sıklıkla rastlanırsa, sistem bunun bir kripto olduğunu anlayıp, onu da kenara ayırıyor. Tabii dünyada çözülemeyecek hiçbir kripto da olmadığı için kaçmak mümkün olmuyor.
* Böyle bir tarama imkanı varsa peki niye dünyanın e-mail'ini saklıyor?
Bu zararlı, bu zararsız diye ayırmaya vakti yok. Onun yerine saklayıp, bir gün lâzım olursa diye elinde tutuyor. Mesela sizin de şu anda e-mail kutunuzda sakladığınız e-mailler vardır. Oradan da bakabilirler.
* Yani aslında hepimizin e-mail kutusu onlar için istedikleri zaman açıp okuyabilecekleri bir defter gibi?
Kesinlikle, isterlerse sakladıkları yerden çıkartıp içine bakabiliyorlar.
* Demek ki kendimize ahım şahım internet şifreleri bulmamıza gerek yok; çünkü zaten o kapıdan girmiyorlar?
O kapıdan hacker'lar giriyor ki, onlar için de şifreyi kırmak küçük mesele. Kendi yazdıkları script'ler var ellerinde. Kaldı ki zaten hacker'lar da kontrol ettikleri bant genişliğinin bir kısmıyla e-mail trafiğini tarayabiliyorlar. İşlerine yarar bir şey bulurlarsa o zaman kapıdan içeriye girip, bilgiyi alıp, çıkıyorlar.
* Aynı tehlike devlet için de geçerli mi?
Elbette.
* O zaman demek ki korunması uğruna bu kadar ölünen ve öldürülen devletimizin durumu da hiç parlak değil?
Doğrusu devletin çok kritik olan yazışmalarının internet ortamında yapıldığını zannetmiyorum. Bence hâlâ özel ulak sistemini kullanıyorlar.
* Tabii ki savaş kararını internette almıyorlardır ama siz demediniz mi hosting'lerimiz ABD'de, bütün bilgilerimiz orada saklanıyor diye?
Ama devlete ait hosting'leri değil, diğer kuruluşların hosting'lerini kastettim. Tabii orada da şöyle bir sorun var; siz firmanız için Türkiye'deki bir hosting şirketinden yer alıyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz ki Türkiye'deki hosting şirketinin server'ları ABD de. Yani her tr'yle biten e-mail adresinin hostingi de Türkiye'de olmayabilir.
* Yine de daha net soralım: Türk Dışişleri'nin bir yazışması şu anda ABD'de saklanıyor mu, saklanmıyor mu?
Eğer kendi kurumlarının gov.tr adreslerini kullanıyorlarsa ve bu adresleri de Türkiye'de hosting'lendiyse hayır, bu yazışma ABD'de değil, Türk Dışişleri'nin hosting'inde saklanır. Ama eğer yazışma, posta kutusu ABD'de olan bir adresle yapılırsa tabii saklama da ABD'de yapılır.
* Yalnız bu arada öğreniyoruz ki ister ABD, ister Türkiye olsun, sonuçta bütün yazışmalar mutlaka bir yerlere kaydediliyor?
Elbette, bütün yazışmaların birer kopyaları mutlaka bağlı oldukları hosting'lerde saklanır.
* Peki Türkiye'deki hosting'ler kimlerin denetimi altında?
Hiç kimsenin. Öyle bir denetim mekanizması yok. Hosting dediğimiz yerler bağlı oldukları binada bir odadır. Özel olarak soğutulmuş o odada bir sürü server'lar dizisi, modemler, bağlantılar bulunur.
* Buranın "anahtarı" kimdedir?
Kimsede olmaması gerekir, ama Türkiye kendi port'larına, yani kendi IP ve URL'lerine sahip çıkmadığı için "anahtarı" da isteyen tüm hacker'ların eline kendisi vermiş oluyor.
* IP'lere ve URL'lere nasıl sahip çıkılır?
Her gün güvenlik açığı denetimi yapılarak.
* Her gün güvenlik açığı denetimi yapmak demek, elektronik sınırlarınıza elektronik askerler mi dikmek demektir?
Bu işlem tam olarak size bir ayna tutulması demektir. Birinin tüm sisteminizi uzaktan erişimle tarayıp, size ne çöpünüzün olduğunu göstermesi gerekir. Böylece kendinizin dışarıdan nasıl göründüğünü öğrenmiş olursunuz. Sırf bunun için "hacker simülasyonları" yapılır. Etik hacker'lar, "Bir hacker olsam bu sistemi neresinden çökertirdim" diye ataklar yapar. Bunun her gün yapılması gerekir.
* Türkiye bunu yapmıyor mu?
Yapmıyor. Bizim aynamız yok.
* Başka ne yapmıyor?
Devlette bilgisayarla ilgili önemli konumların başına çok da bilgi sahibi olmayan kişileri getiriyor. Sorumluluk bu kişilerde oluyor, ama yetkiyi alt kadro kullanıyor.
* Sistemini denetlememenin ya da başkalarına kaptırmanın en kötü sonucu ne olabilir?
Bir ülkenin bilgisayar alt yapısını ele geçirirseniz o ülkeyi hareket edemez hale getirirsiniz. Data iletişimini ortadan kaldırdığınız anda herkes sudan çıkmış balığa döner. Uyduları hack'leyip GPS sistemini kaydırdığınız anda kimse nerede olduğunu bile bulamaz. Bağdat'ı vuracağım diye füze gönderdiğinizde gidip Tel Aviv'i vurabilirsiniz. Çünkü artık bütün dünya GPS hizmetlerini ABD'nin yerleştirdiği uydulardan alıyor.
* Türkiye ne kadar açık bu tehlikeye?
Onu kestirebilmek mümkün değil. Ben hem Genelkurmay'ın hem de devletin diğer kademelerinin bu riskleri göz önünde bulundurup çeşitli önlemler aldıklarını "umuyorum."
Dünyanın en iyi hacker'ları Türkiye'den çıkıyor
* En iyi hacker'lar hangi ülkelerden çıkıyor?
Başlangıçta ABD'deydi, ama artık Rusya ve Türkiye.
* Niye Rusya ve Türkiye?
Güvenlik nerede daha azsa, en iyi hacker'lar da orada yetişir. Rusya ve Türkiye, dünyanın elektronik ortamdaki en güvensiz ülkeleri.
* "Göğsümüzü kabartacak" kadar başarılı hacker'ımız var mı peki?
Çok çok iyileri var. Hatta İngiliz gizli servisine çalışan Türk hacker'ları var. Ve çok ciddi paralar karşılığında... Çünkü ne kadar çok siteyi ne kadar daha kısa sürede hack'lerlerse o kadar başarılı oluyorlar ve isim yapıyorlar. Zaten en iyilerine de firmalardan ya da devletten iş teklifi gelir.
* Bizde devlet hacker'larla çalışıyor mu?
Artık her devlet hacker'larla çalışmak zorunda. Biz de bunu yapıyoruz, ama Türkiye'de genellikle suça karışmamış hacker'lar tercih ediliyor.
* Mesela 3 bin Türk hacker Ermenistan ve Fransa'da yaklaşık 250 siteyi çökertmişti. Bu tip işlerin içinde "yönlendirme" var mıdır?
Bunlar kendi portal'larında biraraya gelip, hareket ediyorlar. Onları yönlendirmek için çok fazla bir şey yapmaya gerek yok. Biri çıkıp "Fransızların ihalelere girmesini yasakladım" dediği anda birileri de harekete geçiyor. Çünkü bizim Türk hackerlar'ı çoğunlukla milliyetçidir. Türkiye'de bu tip binlerce hacker var.
Dikkat edin! Bu yıl hack'lenebilirsiniz
Uluslararası bir güvenlik meslek birliği (ISSA) var. Burası üyelerine 2006'nın Aralık ayından beri sürekli uyarılar gönderiyor; 2007 hacker'ların yılı olacak diye... Maalesef çok fazla sayıda uyarı aldık. Çünkü bir el büyüklüğündeki, taşınabilir bilgisayarların sayısı 2005 ve 2006'da çok fazla arttı. Bu bilgisayarların tamamı ya wierless'i, ya bluetooth'u ya da GPRS'i kullanıyor. Yani internet kullanıcılarının çoğunun bilgisi artık havada dolaşıyor. Bu durum hacker'lar için bulunmaz bir fırsat. Nitekim Türkiye'de de son bir aydır hack'lenen sitelerin sayısında ciddi bir artış var. Hack'lenmeye karşı kişisel olarak alacağınız tek bir önlem var; kablosuz ağ bağlantılarını kullanmayın.
Zaman gazetesi kendini devletten daha iyi koruyor
"Zaman gazetesi internet alt yapısına ve kullandığı elektronik ortama çok önem veriyor. Piyasada bildiğimiz tüm iyi isimlerin oraya girdiğinizi duyuyoruz. Bankalar arasında da Fortis Bank ve HSBC bu işi dört dörtlük yapıyor. Zaten banka mağdurları arasında bu banka isimlerinin hiç geçmediğini görürsünüz. Sayıştay raporundaki uyarılardan sonra devlette de bir refleks oluştu. Güvenliğe her geçen gün biraz daha önem veriyorlar. Ama şu an için dört dörtlük korunan bir devlet kurumu var, diyemiyorum. Bu yoktur anlamına da gelmiyor, ama şu anda ben bu bilgiye sahip değilim."
21'inci yüzyılın Çin Seddi 'www.marines.com'
* Asla hack'lenmeyecek bir internet sitesi var mıdır?
Her an savaşa hazır bekleyen Amerikan deniz piyadeleri vardır, onların "marines.com " sitesi... 2003 yılından beri dünyanın en fazla atak alan sitesidir. Bütün Afganlılar, İranlılar, Iraklılar kırmaya çalışmıştır, ama kırılamadı. Yahoo ve VISA da aynı şekilde... Çünkü hack'lenmemenin bir çözümü var. Ama Türkiye'de bu çözüme önem verilmiyor.
* En güvenliği olmayan bilgisayar?
Wireless, yani kablosuz internetten mümkün olduğu kadar kaçınmanız gerekiyor. Hakikaten güvenlik istiyorsanız bunu kullanmayacaksınız. Çünkü artık o bilgileriniz havada. Hacker'ların en çok izlediği bilgiler bu tür bilgilerdir.
* En güvenli bilgisayar?
Dünyanın ikinci büyük temel işletim sistemi LINUX'ı yazan Linus Torvalds der ki, "En güvenli bilgisayar fişi çekilmiş bilgisayardır."
Telekom'un sahibi kimse otorite de onun elindedir
* Telekom'un tamamının özelleştirilmesi sizce de hata mı oldu?
Valla şu anda internet alt yapısını özel bir şirkete bırakmış durumdasınız. Devletin otorite olması gereken yerde, özel sektördeki bir firma otorite konumunda. Tüm dünyada Telekom benzeri firmalar özelleştiriliyor, ama onların sadece tahsis ve dağıtımları özelleştiriliyor. Asıl giriş ve çıkışların yapıldığı, bilgilerin toplandığı yerler tamamen devletin elinde kalıyor. Bizde ise sistemin tamamı özelleştirilmiş durumda. Devletin üst kademesindeki kurumların kendilerine ait, Telekom'dan bağımsız bir hatları var. Ama dışarıdan birilerini aradıkları zaman sonuçta yine standart hatta bağlanıyorlar. Kaldı ki artık herkes cep telefonu kullanıyor. Ona bakarsanız onlar da özel şirketlerin elinde.
3N+1K
KİM: İnan Taptık, 1961 İstanbul doğumlu. Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezunu. İlk bilgisayarını 1982'de aldı. Kendi kendine programlar yazmaya başladığı bu merakı, kısa sürede ticarete dönüştü. "40 yaşında emekli olup teknede yaşamaya başlayacağım" dedi ve yaptı. Ama bir sorun vardı: Teknede hobi olsun diye hazırladığı internet siteleri sürekli hack'leniyordu. "Kendimi hack'ten nasıl korurum" diye bir araştırma yapınca ABD'li Hacker Safe şirketiyle tanıştı. Taptık, şirket merkezinin, pek çok güvenlik araştırmasından geçtikten sonra geçen Eylül'den itibaren Türkiye temsilcisi oldu.
NEDEN: Buna güler misiniz ağlar mısınız bilemiyoruz, ama bizim galiba gerçekten derin devletimiz falan yok. Bizimki olsa olsa "derin kabak çiçeği" dir. İşte siber coğrafyadaki halimiz... Bilişim ve teknolojiyle ilişkimiz o kadar laubali ki bu durum bir "derin devlet" imizin bile olmadığının en iyi kanıtı. Ama eğer "güzel akıl" yerine sadece "illegal zekâ" isterseniz; onda birinci olduğumuzun kanıtı da yine İnan Taptık'ın anlattıklarında var.
NE ZAMAN: 2 Şubat, Cuma günü.
NEREDE: Hacker Safe'in Yeşilköy'deki binasında.
Devrim SEVİMAY-VATAN
05.02.2007 - 14:04 |